Havsala Ne?
Kayseri’de yaşıyorum, 25 yaşındayım. Hatta bol bol da günlük tutuyorum, yazmak hep içimi dökme şeklim oldu. Kendimi anlatmanın, duygularımı dışa vurmanın en iyi yolu. Bugün sana anlatacağım şey, belki de hepimizin içindeki o duygu; o tıkanmışlık, o karışıklık. Bir yerden bir yere doğru gitmek ama nereye gittiğini bilememek. Ne zaman “Havsala ne?” dedim, işte o an tam olarak bu hisse denk geldi.
Bir Günün İçindeki Havsala
Bir sabah, Kayseri’nin soğuk ama sakin havası burnuma dolarken, sokaklar bomboştu. İnsanlar işlerine gitmek için yavaş adımlarla ilerliyor, bir an önce evden çıkıp güne başlamak istiyorlardı. Ben de o sabah her zamanki gibi yürüyüş yapmaya karar verdim. Akşamki rüyamdan hâlâ etkilenmiştim. İkili bir duygu vardı içimde. Hem içim doluydu hem de boşluk vardı. Anlam veremediğim bir şeyler vardı. İşte o anda, yürürken karşılaştığım bir sahne her şeyi değiştirdi.
Bir grup insanın, birinin etrafında toplandığını gördüm. Merakla yaklaştım. Aralarındaki konuşmaları duydum: “Havsala ne? Nerede kaldı?” Kimse cevap veremedi, kimse bir şey söylemedi. Gözlerim onlara kayarken, birinin cebinden çıkarıp, bir küçük kağıt parçası uzatmasıyla fark ettim; bu “havsala” denen şeyin bir tür “yer” olduğunu.
O an, kelimeyi duyduğumda bir şeyler tuhaf oldu. Havsala. Ne demekti bu? Bir yer mi, bir şey mi? Bir süre havada asılı kalmış bir anlam vardı ama ben tam kavrayamıyordum. O kelimenin içinde bir şey kaybolmuştu ama onu bir türlü bulamıyordum.
Anlam Arayışım ve İçsel Boşluk
Gün geçtikçe, havsala kelimesi kafamı kurcalamaya başladı. Bu kelime, bir tür boşluk gibi bir şeydi. Kafamda dönen binlerce düşünce, içimde biriken duygular arasında kayboluyordu. Bu kelime bana derin bir boşluk gibi hissettirdi. Bir şeyin eksik olduğunu düşündüm, ama ne olduğunu çözemedim.
Kendimi sıkışmış hissetmeye başladım. İçimde bir şeylerin kaybolduğuna inanıyordum, ama ne olduğunu da bilemiyordum. O kelimeyi duyduğum günden sonra bir hafta boyunca bir şeyler eksik gibi hissettim. Havasala dediğimde, bir şeyin eksik olduğu hissiyatı daha da güçleniyordu. Sanki içimdeki kaybolan bir parçam orada, bir köşede saklanıyordu ve onu bulmam için bir yol arıyordum. Ama hangi yolu? Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum.
Bir akşam, evde tek başımayken, odamın köşesinde eski bir kutu buldum. Kutunun içinde eski fotoğraflarım, mektuplarım, dergilerim vardı. O an, o kadar uzun zamandır unuttuğum duygulara dokunmuştum ki, kutuyu açtığım anda her şey gözlerimin önüne geldi. Geçmişim, kaybettiğim insanlar, terk ettiğim yerler… Hepsi bir bir aklıma geliyordu. Yavaşça sayfaları karıştırırken, bir fotoğrafın ardına ilişmiş bir not kağıdına takıldım.
“Havsala: O kaybolan yer.”
Birkaç kelimeyle tanımlanmıştı, ama bana göre çok derindi. Havasala; kaybolan yer demekti. Benim, herkesin içinde kaybolduğu o nokta… Birinin arkasında, bir köşede kaybolan parça, her zaman aranması gereken şeydi.
İçim titredi. İşte tam o an, içimdeki duygusal boşluğu fark ettim. “Havasala” sadece bir kelime değil, aynı zamanda kaybolmuşluk, bir yer ve o kaybolan yerin sonrasındaki mücadeleydi. Benim için de bu yer, eski bir kaybı, ulaşamadığım bir şeyi sembolize ediyordu. O an her şey bir anda netleşti.
Kaybolan Yer ve Yolu Bulma Çabası
O gün boyunca sürekli havsala kelimesi aklımda çaldı. İçimdeki kaybolan parça, hayatta hiçbir zaman tamamlanmayacak gibi hissediyordu. Ama belki de mesele tamamlanmamaktı. Belki de yaşam, o kaybolan yerin bir parçasıydı. Her gün her adımda kaybolmuş bir yer buluyordum, ama her kaybolan yer de bir şeyler kazandırıyordu.
İçimdeki boşlukları, kaybolan yerleri bulmanın zor olduğu kadar güzellikler sunduğunu fark ettim. Kaybolduğumuz yer, bizi biz yapan yerdi. Havasala’nın ne demek olduğunu anlamam bir yolculuktu; bir içsel yolculuk. O kaybolan yer, içimizde sakladığımız duyguları, geçmişi ve geleceği yeniden keşfetmemiz için bir anahtardı.
Bundan sonra her kaybolan yerin, yeni bir başlangıcın ve eski bir şeyin hatırlanması olduğunu kabul ettim. Belki de tam olarak bunun adı hayattı; bir yerden kaybolmak ve yeniden bir yer edinmek. “Havsala”, kaybolduğumuz anları anlamlı kılan bir kavram haline geldi.
Sonuç: Havasala ve Benim İçsel Yolculuğum
Artık havsala ne demek diye sorduğumda, sadece bir kelimeyi değil, bir yaşamı anlatıyorum. O kaybolan yer, içindeki derinlik, anlam arayışı, sevinç ve hayal kırıklığı, belki de gerçek varoluşumuzdu. Havasala, belki de kaybolduğumuz her yerin içinde var olan bir şeydi: bir umut, bir başlangıç, bir yerin kaybolmuşluğu ve her kayboluşun ardında gelen bir keşif. O yüzden, artık her “havsala” dediğimde, kaybolduğum yerin bir anı olduğunu düşünüyorum. Ama daha önemlisi, kaybolduğum her yerde tekrar bulduğum ben oluyorum.
Bir kaybolan yer ve o yerin sunduğu her yenilik, her kayıp aslında içsel bir yolculuk. Artık, her kaybolduğumda bir anlam çıkarıyorum. Havasala, beni bir yere götüren, kaybolduğum anları hatırlatan ve yeniden bulmamı sağlayan bir kavram oldu.